
Yağmura bakarken sanki kalbim açılıyor. Bir el yazısının dağınıklığı yok yağmurda, okunmazlığı yok. Oldukça yalın, sade ve kendinde. Kendinden bir ifadesi var. El yazısının birleşikliği de yok onda. Oldukça ayrı. Titizlikle hareket ediyor. Oldukça özenli, adım adım tane tane ilerliyor, düşüyor. Acelesi var gibi gelebilir bize. Onu heyecanına verelim. Çocuksu hoplamalarına, zıplamalarına verelim. Hoş görelim yani. Ama bu karmaşık el yazısının çalılıkları içinde nasıl seçilecek? Çok saydam. O halde ona da özenli gözlerle bakalım. Bizim çok uzun zamanda ancak yakalayabileceğimiz şeyler bunlar. Elle tutulamayacak gerçekler. Düşlerin gerçekliklerinden bahsediyorum. Hani o bilmeden hatırladığımız. Hem dağınık hem saydam. Yağmuru bir el yazısından ayıklama zamanı artık. Ona kendine ait bir renk vermenin zamanı. Başkalarının renklerini çok taşıdı. Bağlaçların arasına saklandı. Her şeyi gösterdiği için kendisi gizli kaldı. Uzak uzak. Şimdi onun rengini görme vakti.
Saatler yaklaşık akşam onu bulduğunda, rüzgarın dokunduğu yerler ısınmaya başladığında, kadehler paylaşılıp içten içten kikirdemeler genişlediğinde işte o zaman yağmuru tam olarak görebileceğiz

Yorum bırakın