
Doğanın bir uzvu gibi hissetmek. Ursula Le Guin okurken tam olarak hissim bu galiba. Eski bir söğüt ağacının ince ince, kök, kök inşa ettiği ormanındaki tanışıklıkta uzanmaya çalışanlar olarak , insan olmak
Bu yuva Zaman’da. Gezegeni büyük bir ölçeğe alıp hızlandırılmış izlemek, sonrasında belli noktalarda durup, yavaşlatmak. O belli noktalarda, şuan için şiiri okuyup tekrar yazarkenki var oluşumuza denk getirmek.
Sonsuz’un kıyısına doğru , bu zamansal ve kökensel var oluşunun birbirine dokunmak için uzanan kökleri olduğunu anımsayarak , bu zincirin ucunda hisseden insan var oluşunun kırgınlığını anlamak.
Anlamı yakalamaya çalışmanın yorgunluğu içinde Zaman’da bir yuva kurmaya çalışmak. İçsel dünyadaki zulmeden nesnelerden veya kendilik imgelerinden, anlamdan kaçar gibi kaçmadan ; ifade etmek istediklerine kulak verebilmek. Yuva belki bir noktada bu.
İçeri girebilmenin ölçütü bilinmeyen yazıyı okuyabilmek değil, bilgi değil, yoğunluğunu kaybetmiş anlam kırıntıları hiç değil. Yalnızca bir his. Sınırda olmanın kırgınlığını paylaşmamın hissi.
Böylelikle rüzgar tüm bedene bir noktadan girip, her yerini kuşatarak kapsanmışlık yaratır. Şıpırdayan damlalar, Kristeva’nın(2001) bahsi üzerine insanın rahim içi tını, ses ve mırıltılarının yeniden yaratılması gibi.
Şey gibi ‘ anlamın kaynağında yalnız değilsin’

Nagihan için bir cevap yazın Cevabı iptal et